Kadim Olanlar bir meclis değildi. Hiçbir zaman aynı masaya oturmadılar, hiçbir zaman birbirlerine akıl danışmadılar. Bazıları diğerleri doğmadan önce işini bitirmişti. Bazıları ise diğerlerinin ölümünden çok sonra işe koyuldu. Onları bir araya getiren, aynı ham maddeye dokunmuş olmalarıydı: Elemental Düzlemler'in kaynayan öfkesine ve Materyal Düzlem'in henüz adı konmamış toprağına.
Zamanın Gardiyanı dünyayı Hecate'ye, ruhları Dhoro'ya, güneşi ve ayı Nefese'ye vermişti. Ama verilen şey bir taslaktı. Ateş yanıyordu ama neyi yaktığını bilmiyordu. Su akıyordu ama nereye aktığını bilmiyordu. Toprak vardı ama üstünde yürüyecek bir ayak yoktu. Taslağı bir dünyaya çevirmek, Dört Büyük Tanrı'nın çocuklarına kaldı.
Hecate'nin Elleri
İlk dokunan Mermana oldu. Suların henüz bulanık olduğu bir çağda eğilip baktı ve suyun dibini gördü. Gördüğü an su berraklaştı. Materyal Düzlem'de bir gölün dibini görebiliyorsanız, bu Mermana'nın bakışıdır.
Ahura’men Nan Elemental Düzlemler'e gitti ve onlara soru sordu. Ateşe neden yukarı yükseldiğini, suya neden aşağı aktığını sordu. Elementler cevap veremedi. Ahura’men Nan cevabı kendisi yazdı. O cevaplar bugün büyü dediğimiz şeyin ilk hecelerini oluşturur.
Zelda ilk tohumu toprağa düşürdü. Ormanlar onun dikişleridir; toprağın parçalarını birbirine tutturan kökler.
Nefese'nin Işıkları
Nefese'nin üç ışık süzmesi binlerce yıllık bir yolculuğa çıkmıştı. Annelerinin onlara verdiği öğüt basitti: gözlemleyin, öğrenin, ve arzu ederseniz yaratın.
Ayla Eliora sabahı yarattı. Güneşi değil, o zaten vardı. Güneşin her gün yeniden doğmasının bir anlam taşımasını. Medea nehirlere yollarını, dağlara yerlerini verdi. Hiçbir şeyin rastgele olmadığı bir harita çizdi ve o haritayı kimseye göstermedi. Wamuiru ise canlıların birbirine çekilmesini sağladı. Kurdun sürüsüne, kuşun yuvasına dönmesini.
Dhoro'nun Takvimi
Karo Otto düzlemlere bir takvim verdi. Elementlerin mevsimleri onun koyduğu bir gelenektir. Ateş yazın coşar, su kışın. Düzlemler bile neyi ne zaman kutlayacaklarını bilmek ister.
Duvarları Ören
Sonuncusu Hektor oldu. Diğerlerinin şekillendirdiği düzlemler birbirine karışıyordu. Ateş suya, karanlık ışığa taşıyordu. Hektor annesinin üç çatallı mızrağıyla düzlemlerin arasına çizgiler çekti. O çizgiler duvar, duvarlar da halka oldu. Bugün Büyük Gyratus dediğimiz iç içe geçmiş halkaların sınırları, onun mızrağının izleridir. Düzlemler arasındaki sınırlar Hektor'un eseridir.
Bir savaşçının sınır çizmesi şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan, o duvarları bir gün en çok zorlayanın da onun kendi savaşı olmasıydı.
Sekizinin Bilmediği
Kadim Olanlar'ın her biri kendi işini yaptı ve geri çekildi. Hiçbiri diğerlerinin yaptığının tamamını görmedi. Bu yüzden Materyal Düzlem bugün bile tutarsızdır. Bir yerde berrak bir göl, hemen yanında çamurlu bir bataklık vardır. Bir orman sık, bir diğeri seyrektir. Bir dağ olması gereken yerde, bir diğeri hiç olmaması gereken yerde.
Bilgeler buna "sekiz elin dikişi" der. Ve dikişlerin en zayıf olduğu yerlerde, bir gün çatlaklar açılacaktır.